Oportünistler, yani burjuvazinin oyun kurallarını kabul ederek "sosyalizm" kurmaya kalkışanlar.
TKP tüm varoluşları "dinginlik"e, "aktivizm" görünümü altında hareketsizliğe, kısacası pasifizme bağlıdır.
Devrim yapmak diye bir sorunları da olmadığından kendi varoluşlarını sağlayan koşulların değişmesini istemezler, değişikliğe yol açacak her türlü eyleme karşıdırlar. Rahatları, huzurları kaçacak, legalist çalışmaları bundan büyük zarar görecektir.
Ancak bunun çok basit, adi bir karşı-devrimci tutum olacağını da çok iyi bilmektedirler. Bu durumun görülmemesi, anlaşılmaması için bin dereden su getirerek, faşist milislerin yoğunlaşan saldırılarını "provokasyon", "bir oyun" olarak sunma gayretlerinin yanında, etkileri altındaki insanları başka yönlere yönelterek pasifize etmeyi amaçlarlar.
Şüphesiz SİP-TKP'lilerin legalizminin ve oportünizminin niteliğini henüz görmemiş, onların "komünist" olabileceklerine inanmış insanlar vardır. Bunların bir bölümü, şu ya da bu ölçüde devrimci bir ruha, mücadele etme isteğine sahiptirler. Bunları elde ve safta tutabilmek için, dün kendilerine yönelik birkaç küçük saldırı karşısında "aslan" gibi kükreyerek onların güvenini kazanmaya çalışırlarken[*], bugün faşist milis saldırıların ülke çapında yaygınlaşması karşısında yelkenleri suya indirmişler ve "oyuna gelmeyelim" söylemi ile faşist milislere karşı mücadeleyi geçiştirmeye çalışmaktadırlar.
Faşist saldırılar karşısında "ne yapmalı"ya ilişkin şunları söylüyor SİP-TKP pasifistleri:
"Sorunun kendisi bizler için çok önemli. Çünkü, soru doğrudan devrimci özneye işaret ediyor. Bir yandan olayların akışına kendini kaptırmadan tavır alabilmeyi, bir yandan da sadece tarihsellik vurgusu yapmadan güncel müdahaleyi zorunlu kılıyor. Sorunun cevabı da bu nedenle önemli hale geliyor.
Yurtsever Cepheli Öğrenciler sabırla, inatla ve militanlıkla çalışmalarını sürdürmeli, en kısa zamanda üniversitelerde gündemi belirleyen, gündeme müdahale eden bir güce ulaşmalıdır. Sınıflarında, yurt odalarında, topluluklarda... gündelik olarak siyaset taşıyabilmeli, birebir ilişkiye eskisinden daha çok önem vermelidirler.
Bütün bunlara yardımcı olacak önemli bir araç bulunmaktadır elimizde: Yurtsever!
Yurtsever gazetesinin dağıtım ağı olabildiğince yaygınlaştırılmalı, her kampusta kurduğumuz inisiyatiflerimizin toplantıları bu ağ üzerinden genişlemelidir."
Evet, "provokasyona" da, "oyuna" da gelmemeye azmetmiş SİP-TKP pasifistlerinin faşist milis saldırılar karşısındaki tutumları "Yurtsever" başlıklı dört sayfalık kağıtları dağıtmaktan ibaret olacaktır.
Böylece kendilerini faşist milislerin saldırılarından koruyabileceklerini sanmaktadırlar. 12 mart ve 12 Eylül öncesinde olduğu gibi, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" tarzı bir pasifizmdir bu.
Ancak bu pasifistler, artık varolmayan eski illegal TKP'nin "ardılı"dırlar, bu nedenle sadece insanları pasifize etmekle yetinmezler, aynı zamanda faşist milislere karşı mücadeleyi basit bir biçimde "devletin güvenlik güçlerinin görevi" olarak ilan ederler. Nasıl olsa faşist milisler devletin "beslemesi"dir, devletin "kirli işlerini yapan" kişilerdir, öyle ise "iti ite kırdırmak" ve bu amaçla "hak, hukuk"tan söz etmek, "devletin güvenlik güçleri"ni göreve çağırmak, kısacası anti-faşist mücadeleyi devletin resmi faşist güçlerine ihale edivereceklerdir.
Gerek legalist-pasifistlerin çabaları, gerek "her yerde barış" söylemcileri ne kadar faşist milis saldırıları sıradan bir "kolluk güçlerinin görev"ine dönüştürmeye çalışırlarsa çalışsınlar, saldırılar, her dönemde olduğu gibi, faşist milislerin üniversitelerdeki egemenliklerini pekiştirmek ve güçlendirmek amacına yöneliktir. Faşist saldırılar, gelişen ekonomik, toplumsal ve siyasal olayların üniversite gençliğinde ortaya çıkartacağı tepkileri pasifize etmeyi hedefleyen pasifikasyon eylemleridir. Üniversite gençliği arasında artan AB ve ABD karşıtlığı, bir yandan "milliyetçilik" söylemi ile ideolojik olarak saptırılmaya çalışılırken, diğer yandan saldırılar yoluyla pasifize edilmeye çalışılmaktadır.
Bilinçli ya da bilinçsiz bunları destekleyen tüm devrimci, ilerici ve yurtsever insanların bu tablo karşısında kendi kendilerine sormaları gereken tek soru şudur: Burjuvazinin oyun kurallarına bağlı kalarak, "dondurmam gaymak"lı propagandalar yaparak düzeni değiştirebileceğinize hala inanıyor musunuz?
İnanmıyorsanız, size bir çift sözümüz var: Gelin! Şimdi devrimcilik yapma zamanıdır!